25 Ağustos 2015 Salı

Kıbrıs: Anarşist tutsaklarla uluslararası dayanışma haftası bağlamında Pankart


Savaşçı anarşist tutsaklarla uluslararası dayanışma çağrısına yanıt olarak, 22 ağustos cumartesi gecesi biz şehir-cezaevinin sefil ve perişan normalliğini kırarak, şehrin işlek bir kısmına pankart astık.

İnsan veya insan olmayan, tüm hayvanlara özgürlük, cezaevlerine ateş.

Kaynak: Inter Arma

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Zayıflığın Tiranlığı – Alfredo M. Bonanno



Bugün heryerde zayıflıkla karşı karşıyayız. Zayıfız ya da sanki farklı görünme korkusuyla hareket ediyoruz.

Kendinden emin olmak ya da kendi veya diğerleri veya bir şeyler hakkında bilgi sahibi olmak artık moda değil. Bunlar artık modası geçmiş görünmekte ve adeta kötü bir tat vermektedir. Bir şeyleri düzgün yapmak için artık herhangi bir çaba sarf etmiyoruz ve bununla yapmayı tercih ettiğimiz şeyleri ne pahasına olursa olsun yapmaya inandığımızı kastediyorum. Bunları mantığın kendisine karşı, berbat, yüzeysel ve detaylara önem vermeden yapıyoruz. Tabii ki, tam olarak bu zayıflıkla övünmüyoruz, ancak onun arkasına saklanacak bir çeşit perde olarak kullanıyoruz.

Böylece bizler bu yeni, hızlı yayılan efsanenin köleleri haline gelmiş olduk. Burada yapmak istediğimiz ‘güç’ hakkında konuşmak değil—ki ‘güç’ de hiçbir zaman bir çeşit gizli zayıflıktan başka bir şey olmamıştır—aksine bu duruma açıklık getirmektir. Bu, yaşamak ve düşmanlarımıza saldırmak için kazanmamız gereken değerlerin ayaklar altına alınması ve araçların tahrif edilmesi meselesidir. Bugün hüküm süren model, kaybedenin mücadeleden vazgeçmesi, bırakması ya da en basitinden hız kesmesidir. İktidar yapısının bu eğilimin devam etmesini görmekteki çıkarı büyüktür. Artık çok zor düşünüyoruz ve çeşitli bilgi kanalları tarafından yayılan mesajlara pasif ve yetersiz bir şekilde boyun eğiyoruz ve konuşmalarımız bu yönde oluyor. Tepki vermiyoruz.

Aptallar ile pul koleksiyoncuları arasında bir yerde bir kişilik inşaa ediyoruz. Çok az anlıyoruz, ancak çok şey biliyoruz: ayrılıklara yol açan lüzumsuz bir sürü şey, cep ansiklopedisi bilgisi.

Aptal, cahil ve kaybedenler olmaya hakkımız olduğuna ikna edilmişiz.

Etkiyi düşmana geri çevirmiştik, bunu iktidar mantığına ait bir modelmiş gibi düşünerek. Ve bu doğruydu, bir zamanlar kaçınılmazdı. Sınıf düşmanına zarar vermek söz konusu olduğunda, işe gitmemek ve işe karşı olmak doğruydu. Ama şimdi bu duruşu kendi içimize yansıttık ve bu rövanşı kazanan düşmanımız oldu. Kendimiz ve gerçekten istediğimiz şeyler söz konusu olduğunda bile pes ettik.

Ve böylece, pek işe yaramayan ve açıkgözlülükten yoksun modeller olan oryantal felsefe, alternatif ürünler ve farklı düşünme biçimlerinin kelebek yakalayıcılarına döndük. Dişlerimizin dökülmesini beklemek yerine, onları tek tek çektik. Şimdi mutluyuz ve dişsiziz.

İktidarın laboratuvarları bizim için yeni bir vazgeçiş modeli programlıyor. Sadece bizim için, elbette. Kazanan azınlık ‘içeridekiler’ için, model halen agresifliktir ve fetihtir. Artık, bir zamanlar ayaklanmalarda ve kontrol edilemez isyanlarda patlayan kana susamış, öfkeli barbarlar değiliz. Bizler, bıkkın ve züppe, eyleme inancı olmayan, hiçbir şeyin filozofları haline geldik. Dilimizi ve beyinlerimizi daralttıklarının dahi farkına varamadık. Artık diğerleriyle iletişim kurmak için önemli olan yazmakta bile zorlanıyoruz. Artık konuşamıyoruz. Bizler iletişimi görünür bir şekilde kolaylaştıran, ama gerçekte onu alçaltan ve iğdiş eden televizyon, spor ve kışla tarzı gazetecilikten gelen bayağılıklardan oluşan bodur bir jargonla kendimizi tanımlıyoruz.

Ama daha kötüsü, artık herhangi bir şey yapmak için bile çaba sarfetmemiz çok zor. Kendimizi adamıyoruz. Bir kaç zaman sınırı, yapılacak bir kaç şey, ama okumak yok. Bir toplantı, orda burda bir eylemle yere serilir ve bitkin düşeriz. Diğer taraftan saatlerimizi, içerikten yoksun müziklerle (hiçbir şey anlamadan), anlamadığımız dillerdeki şarkılarla ve fabrikayı, yarış arabalarını veya motorsikletleri andıran gürültülerle harcarız. Hatta doğa konusunda derin düşüncelere dalarak (ondan kalan şeyler hakkında) kendimizi kaybettiğimizde bile gerçekten yürüyüşe bile çıkmıyoruzdur. Kapitalizmin ekolojik ve natüralist modeller (yeni alternatif versiyonunda, elbette, ondan önce gidenden bile daha kötü) gibi bayağılıklarla karşımıza çıkmasını kabul ediyoruz. Ancak sırf derin düşünme değil, sorumluluk ve güç, saldırganlık ve mücadele gerektiren doğayla gerçek bir ilişki konusunda herhangi bir deneyime sahip değiliz.

Ve bana toleranslı bir davranışı geliştirmemiz gerektiğine karşı olarak saldırgan kapitalist davranışlar hakkında bir şeyler söylemeyin. Kapitalizmin veya Paris-Dakar rekabetindeki iştirakçilerin saldırganlığının ne anlama geldiğini gayet iyi biliyorum. Ben bundan bahsetmiyorum. Aslında ben sadece saldırganlıktan da bahsetmiyorum. Kelimeler bizi aldatabilir. Gemiden alevler yükselirken birilerinin zamanlarını aylaklık ederek harcamadan eylemlerini gerçekleştirmeleri gerektiğinden bahsediyorum.

Geniş kapsamlı değişimlerin gerçekleştiği konusunda ikna edildik veya edilmedik. Kapitalizm ve iktidar, on yıllardır iyiliğimiz için mevcut yaşamlarımızın keyfini kaçıracak olan bir dönüşüm geçiriyor. Şayet bu konuda derinlemesine ikna olmadıysak, o zaman gramer ve dille aramıza makul bir mesafe koyarak, hayallerimizin kelebeklerini, budizmin efsanelerini, tedavileri, Zen felsefesini, kaçış edebiyatını, sporu, zevk aldığımız herşeyi kovalamaya devam edebiliriz.

Ama şayet ilk varsayıma ikna olduysak, özellikle kendi zincirlerimizi görme olasılığından bile bizi yoksun bırakan kültürel bir köleliğe indirgemeye meyilli bir proje olduğuna dair ikna olduysak, o halde mücadeleyi bırakmaya veya terketmeye tolerans ve eğilim göstermelere artık katlanamayız. Ve burada bahsettiğimiz şey, devrimci yükümlülüklerini çoktan geride bırakmış ve şimdi yeşiller, portakallar, Budistler ve benzeri topluluklar arasında epeyce sakin bir şekilde otlayan yoldaşlar için gereklidir. Ayrıca burada kendilerini halen devrimci olarak tanımlayan ancak günden güne fiziksel ve zihinsel kirlenme trajedisini yaşayanlara gönderme yapıyoruz.

Bu basit bir eylem çağrısı değildir. Mezarlıklar bu tarz çağrılarla dolu. Bizler sermayenin laboratuvarlarında çalışılan ve şimdi kusursuz bir şekilde işleyen bir projeden bahsediyoruz. Bu projenin amacı bizim mücadele kapasitemizi azar azar ve acıtmadan etkisiz hale getirmektir. Bu proje sermayenin derinlemesine yeniden yapılanmasıyla el ele yürüyor. Bizimkisi bir gönüllülük çağrısı, veya isterseniz, çölde bir çığlık değildir. Bu, kısıtlı ve benzer olsa da, çevremizdeki dünyada gerçekleşen derin değişikliklerin anlaşılmasına küçük bir katkıdır.

Alfredo Maria Bonanno

Orijinal başlık: La tirannia della debolezza, ‘ProvocAzione’ no.11, Şubat 1988, s.5

Çeviri, Alıntı: Sosyal Savaş

Kaynak: Pantagruel

Eskişehir: Faytonlara Karşı Yazılama Eylemi

Geçtiğimiz günlerde Eskişehir'de bulunan fayton yani at sömürü ve işkence duraklarına bu sömürünün son bulmasına yönelik yazılama eylemleri yapıldı.

Eylemciler bıraktıkları notta eylemi Alper Sapan'a ithaf ettiler ve tüm Eskişehir halkını At, hayvan, doğa, sömürüsüne karşı çıkmaya davet ettiler.

Eylemciler notta : Suruç'ta bombayı patlatan el ile atlara kamçıyı vuran eller arasında bir fark olmadığını, sömürünün ve tahakkümün aynı duygu ve hırsla saldırdığını hatırlatmak istediklerini belirttiler.

HAYVANA İNSANA GEZEGENE ÖZGÜRLÜK !

Kaynak: Vegan Music


(FAYTONA HAYIR (A) )


(FAYTONA BİNME ATLAR ÖLÜYOR
FAYTONA HAYIR)


(FAYTONA BİNME ATLAR ÖLÜYOR)


17 Ağustos 2015 Pazartesi

Anarşist Tutsaklarla Dayanışma Haftası için Uluslararası Çağrı (23-30 Ağustos 2015)


2013 Yazında çeşitli ABC grupları bir araya gelerek Anarşist Tutsaklarla Uluslararası bir Dayanışma Gününü takdim etmenin gerekliliği üzerine tartıştılar. Politik Tutsakların Hakları Günü veya Cezaevi Adaleti Günü gibi belirlenmiş tarihlerin olduğu göz önünde bulundurulduğunda, kendi yoldaşlarımızın hikayelerini de vurgulamayı önemli bulduk. Resmi insan hakları örgütlerinin sosyal adalet anlayışının sınırları devleti korumak için tasarlanmış ve her türden gerçek sosyal değişimin önünde engel oluşturan kapitalist yasalar tarafından çizildiğinden dolayı, bu örgütler tarafından birçok tutuklu anarşist asla politik tutsak olarak tanımlanamayacak. Öte yandan kendi topluluklarımızın içinde dahi, hapse atılmış yoldaşlarımızı ilgilendiren isimler ve davalarla ilgili bir şey söylemek için diğer ülkelerde var olan baskılarla ilgili çok az bilgiye sahibiz.
İşte bu nedenlerden dolayı Anarşist tutsaklar için bir haftayı (Ağustos 23-30) takdim etmeye karar verdik. 23 Ağustosu bir başlangıç noktası olarak seçmemizin nedeni, bu günün 1927 yılında İtalyan-Amerikan anarşistler Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti’nin hapishanede infaz edildikleri gün olmasıdır. Güney Braintree, Massachusetts, Amerika’da bir ayakkabı fabrikasında gerçekleştirdikleri silahlı soygun sırasında 2 kişiyi öldürmekten mahkum olmuşlardı. Onların tutuklanması aslında Amerikan hükümetince yürütülen daha büyük bir anti-radikal kampanyanın bir parçasıydı. Devletin onlara karşı kullandığı deliller neredeyse yok denecek kadar azken günümüzde dahi çoğu kişi güçlü anarşist inançları nedeniyle cezalandırıldıklarını düşünmektedir.
Dünya üzerindeki anarşist grupların çeşitliliği ve doğası düşünüldüğünde, tek bir günle sınırlı bir kampanya yerine, çeşitli gruplar için organize olmayı kolaylaştıracak daha uzun süreli bir etkinlik zaman dilimine oturmuş bir ortak eylem haftası tasarladık.
Bu nedenlerle, Anarşist tutsaklar haftasıyla ilgili bilgileri diğer gruplar, topluluklar içinde yaymaya ve kendi şehrinizde organize olmayı düşünmeye çağırıyoruz. Bu organizasyonlar, söyleşilerden, film gösterimlerine, konserlerden doğrudan eyleme geniş birçerçevede yapılabilir. Bırakın hayal gücünüz özgürce aksın.
Farklı dillerdeki bildirileri gözden geçirin. Ve tillallarefree (A) riseup.net adresine faaliyetlerle ilgili bilgi gönderin.
Hepsi özgür olana dek!
325 Anarşist Karşı-danışma Grubu
ABC Belarus
CNA/ABC Bogotá
ABC Brighton
ABC Bristol
ABC Cardiff
ABC Çek Cumhuriyeti
ABC Denver
ABC Dresden
ABC Helsinki
ABC Hurricane
ABC Kiev
ABC Latvia
ABC Leeds
ABC Londra
ABC Mexico
ABC Moskova
Nizhny Novgorod antirepression group
NYC ABC
Publicacion Refractario
ABC Rio de Janeiro
ABC St.Petersburg
ABC Viyana
ABC Varşova
ABC İstanbul (abcistanbul@riseup.net)
Kaynak: Sosyal Savaş

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Devrimi mi bekliyorsunuz? - Renzo Novatore


Tarih, materyalizm, tekçilik, pozitivizm ve şu dünyanın tüm –izmleri artık ihtiyaç
duymadığım ve umursamadığım köhne ve pas tutmuş araçlar. Benim ilkem hayat, sonumsa
ölüm. Hayatımı yoğun bir biçimde yaşamak istiyorum kucaklamak için onu trajik bir biçimde.

Devrimi mi bekliyorsunuz? Benimki başlayalı çok oldu! Siz de hazır olduğunuzda (Tanrım,
ne bitmek bilmeyen bir bekleyiş bu!) bir süre size eşlik etmekten imtina etmem. Ama siz
durduğunuzda, ben hiçin yüce ve asil fethine giden kaçık ve muzaffer yoluma devam
edeceğim! Kuracağınız her toplumun sınırları olacak. Ve her toplumun sınırları dışında gezip
tozacak kural tanımaz ve gözü pek serseriler olacak yabani ve bakir fikirleriyle – her daim
yeni ve tüyler ürpertici isyan patlamaları tasarlamadan yaşayamayanlar.

Onların arasında olacağım ben!

Ve benden sonra da, benden önce olduğu gibi, yoldaşlarına şöyle diyenler olacak: “Öyleyse
Tanrı’larınıza ya da putlarınıza değil de kendinize dönün yüzünüzü. İçinizde saklı olanı bulun;
onu açığa çıkarın; kendinizi gösterin!”

Çünkü kendi maneviyatını araştırıp orada esrarlı bir biçimde saklı kalanı dışarı çıkaran her
insan, bir gölgedir güneşin altında var olabilecek her nevi toplumu tutulmaya uğratan.
Aşağılayıcı serseriler aristokrasisi, ele geçirilemezler, biricikler, idealin hükümdarları ve hiçin
fatihleri tereddütsüz ilerlediğinde tüm toplumlar tir tir titrer.

Öyleyse, haydi put kırıcılar, ileri!

“Felaketi önceden sezen gökyüzü şimdiden kararıp suskunlaşıyor!”

Renzo Novatore